İskandinav Mitolojisi'ne giriş ve Asgard Tanrıları I


En çok seyahat ettiğimiz bölgelerin başında İskandinavya geliyor. Danimarka, İsveç, Norveç, İzlanda, Faroe Adaları ve Finlandiya İskandinavya’yı oluşturan ülkeler.

Tarihsel süreçte beraber hareket etmeleri, Kıta Avrupa’sından uzak oluşları, sert iklim nedeniyle diğer ülkelerin iştahını çok da kabartmamaları sayesinde ortak bir kültür oluşturabilmişler. Bu yazıda ortak kültür dediğimizde ilk bakmamız gereken konulardan olan mitolojiyi ve özelde İskandinav Mitolojisi’ni ele alacağız. Birkaç farklı yazının konusu olacak kadar geniş kapsamlı bir tema olduğu için “Evrenin Yaradılışı”, “Dokuz Dünya” ve “Aesir Tanrıları ve Sarayları” ile gelin güzel bir başlangıç yapalım.

İskandinav Mitolojisi’nin temelini oluşturan yazılı kaynakların en başında İzlandalı tarihçi, politikacı ve kabile reisi Snorri Sturluson (muhtemelen geniş bir ekip tarafından kaleme alınmış) tarafından onüçüncü yüzyılda yazılmış Nesir Edda ve Manzum Edda geliyor. Hristiyanlık öncesi pagan inanışa sahip coğrafyaya yavaş yavaş Hristiyanlık kültürü ve gündelik yaşantısı nüfus etmeye başlayınca silinmeye yüz tutan yerel gelenek ve inanış kaleme alınmaya ve gelecek nesillere aktarılmaya çalışılmış. Genel tarih anlatıcılığında pagan inanışa sahip Vikinglerin 793 yılında Lindisfarne Manastırı’na yaptıkları baskın ile tarih sahnesine çıktıkları, 1066 yılında İngiltere ile yapılan Stanford Köprüsü Savaşı’nın kaybedilmesi sonucu da Viking Dönemi’nin sona erdiği ve Hristiyanlığa geçişin başladığı yazılır. Nesir Edda ve Manzum Edda’nın yaklaşık olarak 1220 yılında kaleme alındığı düşünüldüğünde içinde Hristiyan dünyasına ait birçok mitolojik ve tarihsel etkinin olduğu göz ardı edilemez.


Soylu bir aileden gelen Snorri Sturluson 1202 yılında kabilesinin önderliğini üstlenmiş ve egemenliğini büyütmeye başlamıştır. Politik kariyeri ile birlikte şiire ve hitabete ilgi duyması nedeniyle halk arasında ün ve itibar kazanmıştır. Sık sık Norveç’e seyahat edip yaşadığı İzlanda’yı Norveç’e bağlamayı istemiş ama başarılı olamamıştır. Fakat başarılı olduğu en önemli konu o ana kadar yazılı olmayan geçmişe ait eserlerin Hristiyan öğelerinden daha fazla etkilenmemesi için yazılı hale getirmek olmuştur.

Dönemin en saygın mitoloji kaynağı olan Homeros’un İlyada Destanı ve Antik Yunan Mitolojisi olması nedeniyle İskandinav Mitolojisi’nin doğuşunun da Truva’ya ve Anadolu’ya bağlanmak istenmesine yol açmıştır. Özellikle Odin’in ve Thor’un Türk olduğuna dair çeşitli savlar mevcuttur. Her ne olursa olsun dinsel anlatıların kaynağının -yazının, dinlerin, tarımın, yerleşik hayatın ve kültürel inanış sisteminin doğduğu Mezopotamya’ya ve Anadolu’ya dayandığı yadsınamaz bir gerçektir.

İskandinav Mitolojisi’ne göre ilk önce Ginnungagap (Büyük Boşluk) vardı. Bu büyük boşlığun kuzeyinde Niflheim (Buz Dünyası), güneyinde ise Muspelheim (Ateş Dünyası) bulunuyordu.


Bu iki dünyanın güçlerinin buluştuğu Ginnungagap’ta eriyen buzlardan “Ymir” isimli tanrılara benzeyen yıkıcı bir dev meydana geldi.

Hermaphrodite (Çift Cinsiyetli) olan Ymir kendi kendine üreyebiliyordu. Uyuduğunda bacaklarından, terlediğinde ise koltuk altlarından yeni devler doğuruyordu. Ateş ve buzun birlikteliği Ymir’den sonra “Audhumla” ismindeki ineği dünyaya getirdi. Audhumla tuzlu buzları yalayarak beslenirken ürettiği sütüyle de Ymir’i besliyordu. Audhumla buzları yaladıkça buzların içinde saklı olan Aesir Tanrıları’nın ilk üyesi olan “Buri” ortaya çıktı.

Bu sürecin toplam üç gün sürdüğü; ilk gün Buri’nin saçlarının göründüğü, ikinci gün kafasının ortaya çıktığı, üçüncü gün ise tamamının buzdan arındırıldığı yazılıyor. Buri’nin sonra Borr isimli oğlu oldu. Bor ise Ymir’in doğurduğu devlerden biri olan Bolthorn’un kızı Bestla ile evlendi ve ikilinin üç çocuğu dünyaya geldi. Yarı tanrı-yarı dev olan bu çocukların isimleri sırasıyla Odin, Vili ve Ve idi.

Odin ve kardeşleri dev Ymir’i öldürdüler ve vücudundan evreni yaratmaya başladılar. Ymir öylesine büyük bir devdi ki; kanından okyanusları (Mavi renk modern zamanlara kadar görülememiştir. Homeros’un Odysseia destanında da denizin şarap kırmızısı renginden olduğu anlatılır.), derisinden ve kaşlarından toprağı, saçlarından bitkileri, beyninden bulutları ve iskeletinden de gökyüzünü oluşturdular. Dokuz dünyayı yaratıp bunları “Yggdrasil” adındaki uçsuz bucaksız, mistik dişbudak ağacının her biryerine dağıttılar.

Evrenin dört ucuna da birer tane cüce diktiler. Dokuz dünyanın yaratılması bittikten sonra da iki ağaç kütüğünü alıp onlara şekil vererek Ask ve Embla ismindeki ilk kadını ve erkeği yarattılar.


Kendi yuvalarının etrafını tellerle çevirip buraya Asgard adını verdiler ve Aesir Tanrıları’nın tamamı buraya yerleşti. Vanaheim’ı yaratıp rakipleri Vanir Tanrıları’nı buraya yerleştirdiler. Midgard’ı yaratıp insanları buraya yerleştirdiler. Sonrasında Jotunheim’ı yaratıp buraya devleri yerleştirdiler. Başlangıçta varolan buz dünyası Niflheim’da bütün tatlı suların kaynağı olan donmuş Elivagar ve Hvergelmir nehirleri bulunur. Yine başlangıçta varolan Muspelheim’da ise ateş devleri ve evreni ısıtan bütün sıcaklığın kaynağı bulunuyor. Alfheim ya da Ljosalfheim olarak bilinen dünyada Işık Elfleri yaşıyor. Burada yaşayan elfler insanlara benzer ama doğaüstü güçleri vardır. İnsanlara bazen iyilikte bulunurken bazen de kötülük ettikleri bilinir. Svartalfheim’da ise Karanlık Elfler ya da cüceler bulunur. Bu cüceler yeraltının karanlık dünyasında yaşar. Madencilik ve demir ustalığı ilişkilendirir ve kendilerine bu değerli madenlerden güzel saraylar yaptıkları anlatılır. En sonunda da hastalıktan ve yaşlılıktan ölenlerin zamanlarını geçirmeleri için Hel’i yani Ölüler Diyarı’nı yarattılar.

Bu dünyaların arasında sadece Midgard gözle görülebilirken bazıları kendilerini farklı biçimlerde belli ederler. Örneğin Hel genelde mezarlıklarda somut bir biçime bürünürken, buzlar ve ateş kayankları Niflheim’ın ve Muspelheim’ın yansıması olarak görülür. Ya da Jotunheim’ın vahşi coğrafyalar üstünde yer aldığına inanılır.

Asgard’ı yaratan tanrılar Midgard’a rahatlıkla ulaşabilmek için Bifröst isimli gökkuşağı köprüsünü inşa etmişlerdir. Bu nedenle gökkuşağı çıktığında Asgard Tanrıları’nın insanların yanına inip çıktıklarına inanılır.


Şimdi gelelim Asgard’da yaşayan tanrılara ve onların özelliklerine. Aesir Tanrıları’nın tamamını Asgard ile ilişkilendirmek yanlış olmaz. Bazıları daha güçlü, görkemli saraylara sahipken, bazılarının adı sadece birkaç yerde geçer. En öne çıkan dokuz Aesir Tanrısı: Odin, Thor, Frigg, Tyr, Loki, Baldur, Heimdall, Idun ve Bragi iken; Vili ve Ve, Jord, Sol ve Mani, Hodr ve Sigyn’den de sık sık bahsedilir.


Odin


Odin bildiğimiz gibi Bor ve Bestla’nın en büyük çocuğudur. Yarı tanrı ve yarı dev özellikleri bulunur. Aesir Tanrıları’nın yöneticisi ve ‘Tanrıların Babası’dır. Dünya’ya bütün bilgelik Odin’den yayılmıştır. Odin’in tek gözü kördür. “Sonsuz Bilgelik” yeteneğine kavuşmka için tek gözünü feda etmiştir.


Bazı kaynaklarda adı Woden olarak geçer ve İngilizce günlerden Çarşamba anlamına gelen “Wednesday” -Wodensday’ın zaman içinde evrilmesiyle oluşmuştur ve “Odin’in Günü” anlamını taşır.


Odin sürekli şiir okur gibi konuşmaktadır. Hedefi hiç ıskalamayan mızrağı Gungnir, her dokuzuncu gecede sekiz yeni yüzük doğuran altın yüzüğü Draupnir, ve sekiz ayaklı atı Sleipnir özel eşyalarıdır. Sleipnir’in yanında sürekli ona eşlik eden Huginn (Düşünce) ve Muninn (Hafıza) isminde iki kuzgunu vardır. Ayrıca kervanda Fregi ve Geri isimlerinde iki kurt da bulunmaktadır.


Odin’in eşi Frigg’den Balder, Hod Bragi ve Hermod, dev Grid’den Vidar ve tanrıça Jord’dan Thor isimli çocukları bulunmaktadır. Asgard’da bulunan Valaskjalf salonunda yaşayan Odin’in sık sık diğer dünyaları gezmeye gittiği bilinir. Savaşta hayatını kaybeden savaşçıları kıyamet günü (Ragnarök) geldiğinde vahşi kurt Fenrir ile savaşında kullanmak üzere Valhalla Krallığı’na alır. Odin’in miğfer ve mızrak ile silahlanmış bakire yardımcıları Valkyrie’ler bulunur. Ölen savaşçıları bu yardımcılar Valhalla’ya taşırlar ve kıyamet gününe kadar onları burada ağırlarlar. Vikinglerin de savaşa katılma motivasyonu buradan gelir.

Thor


Donner ya da Donar olarak da bilinen Thor İngilizce’de “Thursday” olarak adlandırılan Perşembe gününe adını vermiştir. Aesir Tanrıları’nın en önemlilerinden olan Thor Hristiyanlık öncesi Cermen kabilelerinin büyük saygı duyduğu bir karakterdir. Odin ve tanrıça Jord’un oğludur. Popülerliliğinin zirvesine Viking Dönemi’nde (793-1066) ulaşmıştır.

Odin daha soylu kişilerin tanrısı konumundayken Thor normal halka hitap eder. Aesir Tanrıları’nın ve Asgard’ın muhafızı olduğu kadar insanların yaşadığı Midgard’ın çevresini saran sularda yaşayan dev deniz yılanı Jormungand’ın en büyük düşmanıdır. Kıyamet günü geldiğinde onunla savaşacaktır.


Taktığında gücünü iki katına çıkaran kemeri Megingjarðar, yanından hiç ayırmadığı, kolayca saklayabilmesi için küçülen, attığında bumerang gibi geri dönen çekici Mjöllnir, Diş Gıcırdatan ve Diş Çatırdatan isimli iki sihirli keçinin çektiği savaş arabası özel eşyalarıdır.

Toprağın verimliliğine katkıda bulunur. İzlanda’ya ilk yerleşenler onun sayesinde toprağı ekebilmişlerdir. Sarı saçları arpa ve buğdayın sembolüdür. Fırtınaları onun çıkardığına, şimşekleri onun çaktırdığına inanılır. Tanrıların ve Asgard’ın koruyucusu olduğu için sürekli maceranın içinde bulur kendini. İlk çağ tarihçileri bu maceralarda gösterdiği kahramanlıkları “Hiç kimse ama hiç kimse onun büyük kahramanlıklarını aklında tutup ezbere söyleyecek kadar bilge değildir.” şeklinde ifade etmişlerdir. Thor’un maceralarını başka bir blog konusuna saklıyorum :)

Loki


Mitolojinin en ilginç karakterlerinden biri olan Loki tam anlamıyla bir anti karakterdir. Kötülük ve kurnazlık tanrısıdır. Aslen dev olan Farbauti’nin oğlu olmasına rağmen Aesir Tanrıları’nın buz devleriyle savaşında tanrılara önemli bilgiler vermesi nedeniyle Asgard’a kabul edilmiştir. Loki’nin mitolojide bunun gibi birçok dengesizliğinden bahsedilir.

Angrboda ile evliliğinden üç çocuğu olmuştur: insanlığa en büyük tehdit dev yılan Jormungand, kıyamet günü Odin’i öldürecek olan dev kurt Fenrir, ve ölüler dünyasının bekçisi Hel. Bu üç karakterden nasıl bir genetiğe sahip olduğunu anlamak çok da zor olmasa gerek.


Loki istediği zaman kılık ve cinsiyet değiştirebilir. En bilindik örneği bir aygırı baştan çıkarması gerektiği zaman kısrağa dönüşmesi ve bu birliktelikten sekiz bacaklı at Sleipnir’i doğurmasıdır. Bu atı sonradan Odin’e hediye etmiştir.


Kör tanrı Hodr’ı kandırıp masumiyet tanrısı Baldur’un ölümüne sebebiyet verdiği için dünyanın merkezine hapsedilmiştir. İntikam için oğlu Narfi kurban edilmiş ve Narfi’nin bağırsaklarıyla Loki kayalara bağlanmıştır.

Başının üstüne belirli aralıklarla zehir damlatan bir yılan konulmuştur. Loki’yi çok seven karısı Sigyn de onunla kalmayı tercih etmiş yılanın zehirli damlaları Loki’ye değmesin diye Loki’nin başında bir kova ile beklemektedir.


Fakat kova doldukça gidip boşaltması lazım gelir ve bu boşlukta zehir damlaları gözüne damladıkça müthiş acı çeken Loki’nin çırpınışları depremleri meydana getirir.


Bu cezası kıyamet gününe kadar devam edecektir ve o gün Asgard ile Midgard arasındaki gökkuşağı köprüsü Bifröst’ün bekçisi Heimdallr ile dövüşecek ama bu karşılaşmadan herhangi bir galip çıkmayacaktır.

Frigg


Aesir Tanrılar’nın annesi konumundadır. En güzel tanrıçadır ve Odin’in çok sevdiği karısıdır. Doğurganlığın, anneliğin, evliliğin, ev işlerinin ve cinselliğin sembolüdür. İngilizce Cuma günü anlamına gelen “Friday” onun siminden türetilmiştir. En önemli özelliklerinden biri kadere müdahale edebilmesi ve insanlar için yeni ağlar örmesidir. Loki tarafından kandırılan kör tanrı Hodr’un öldürdüğü oğlu Baldur’a düşkünlüğü ile bilinir. Frigg’in ismi özellikle iki hikayede öne çıkmaktadır. Bunlardan biri “Grimnir Baladı” iken diğeri de “Baldur’un Ölümü”dür.

Baldur rüyasında sık sık ölümü görmeye başlamıştır. Bu rüyasını annesine anlattıktan sonra Frigg bütün kötülüklerin kapısını tek tek çalıp oğlunu öldürmemelerini ister. Oğlunun ölümüne neden olabilecek bütün kötülükleri elemiştir fakat bir zehri unutmuştur. Bu hareketinin ardında masumiyetin evrende sonsuza dek yaşamasını dilemesi yatmaktadır. Bir zehri unuttuğunu farkeden kötülük tanrısı Loki son oyununu Baldur üzerine oynar. Kaderi değiştirmeye alışkın tanrıça oğlunu kaderine elinden kurtaramamıştır.

Baldur


Baldur bütün tanrıların sevdiği, güzelliği ve zerafetiyle kendisine hayran bırakan, iyi yürekliliği ve masumiyetiyle en kötünün bile karşısında dayanamadığı, etrafına ışık saçan bir tanrıdır. Odin ve Frigg'in birlikteliğinden doğmuş en sevdikleri çocuğudur. Kendisine ait güzel sarayı Breidablik'te yaşamaktadır ve dünyanın en güzel gemisine sahiptir.


Baldur'un ölümü İskandinav Mitolojisi'nin en önemli hikayelerindendir. Bu ölüm Aesir Tanrıları'nı yasa boğmuştur ve kıyamet gününün habercisi niteliğindedir. Antik Yunan Mitolojisi'nde Achilleus'un ölümü ile paralellik taşır. Achilleus annesi Tetis'in gücü sayesinde sadece topuğundan öldürülebilir. Baldur da yine annesinin üstün korumacı kanatlarının altındadır. Baldur'un annesi Frigg çocuğunun rüyalarında ölümü görmesi üzerine bütün kötülükleri oğlundan uzak tutmayı başarabilmiştir. Lakin tek bir şeyi -ökse otunu- unutmuştur.

Ölümsüz olduğu düşünülen Baldur Aesir Tanrıları arasında şov malzemesi gibi kullanılmaktadır. Bir gün tanrıların okçuluk taliminde hedef tahtası yerine kullanılır. Ne de olsa hiçbir şeyin Baldur'u öldüremeyeceği düşünülür. Frigg'in ökse otunu unuttuğunu farkeden kötülük tanrısı Loki, Baldur'un kör kardeşi Hodr'a ökse otuna bulanmış bir mızrak hazırlar ve eline tutuşturur. Hodr mızrağı fırlatır ve tam olarak Baldur'un kalbine saplanır. Oracıkta hemen yere yığılan Baldur bütün tanrıları şaşkınlık içinde bırakmıştır.


Bu olay herkesi derin bir yasa boğdu. Odin derhal sekiz bacaklı atı Sleipnir ile Baldur'u Hel'e (ölüler diyarı) göndermeye karar verdi. Hel ile Baldur'un tekrar diriltilmesi pazarlıkları yapıldı. Hel bütün tanrıların, devlerin, cücelerin, elflerin ve insanların -yani bütün varlıkların- aynı anda Baldur için gözyaşı dökmesi halinde Baldur'u tekrar dirilteceğine söz verdi. Cenaze törenine dokuz dünyanın bütün canlılar katıldı. Herkes derin bir üzüntü içinde ağlamaya başladı. Yalnızca dişi dev Thokk ağlamadı. "Bırakın da hakettiği mekan olan Hel'de kalsın" dedi. Kılık ve cinsiyet değiştirebildiğini bildiğimiz Loki o an kılık değiştirip Thokk'un yerine geçmişti. Bunun üzerine bu işin içinde de Loki'nin parmağı olduğu anlaşıldı ve katlanılmaz acılar içinde kıvranacağı cezasını çekmeye gönderildi.

Heimdallr


Asgard ile Midgard'ı birbirine bağlayan gökkuşağı köprüsü Bifröst'ün bekçisidir. Odin'in oğludur ve Heimdallr'ı dokuz kadının birden doğurduğu söylenir. Gökkuşağının üstünde yeralan Himinbjörg (Gökyüzü Falezi) isimli sarayında yaşamaktadır. Hemen hemen hiç uyumadığı bilinir.

Gözleri gece ya da gündüz farketmeksizin yüzlerce kilometre uzağı çok net görebilmektedir. Kulakları o kadar hassastır ki; yüz kilometre ötede uzayan bir otun ya da koyun yününün sesini duyabildiği anlatılır. Elinde Gjallarhorn (Çınlayan Boynuz) isimli bir borusu hazır bulunur ve yaklaşan birini gördüğünde diğer tanrılara bununla haber verir.


Kıyamet günü geldiğinde Heimdallr borusunu öttürecek ve devlerin Asgard'a yaklaşmakta olduğunu tanrılara bildirecektir. Devler gökkuşağı köprüsünü geçerek Asgard'ı yakıp yıkacaklar ve tanrıları öldürecekler. Asgard'dan kovulmuş Loki de devlerle bir arada bulunacak ve Heimdallr ile son savaşını verecektir. Heimdallr ve Loki hala dövüşürlerken evren yanmaya başlayacak ve denizin dibini boylayacaktır.

İskandinav Mitolojisi'ne ve Aesir Tanrıları'na böylelikle bir giriş yapmış bulunduk. Odin, Thor, Frigg, Loki, Baldur ve Heimdallr'ın genel özelliklerini ve önemli hikayelerini öğrendik. Asgard'da yaşayan tanrıların geri kalanını ikinci bir yazıda paylaşacağım, öteki türlü okuması biraz zor bir yazı olacağını düşünüyorum. Aesir Tanrıları bittikten sonra geri kalan dünyalarda yaşayan devler, cüceler, elfler ve envai çeşit yaratıkların hikayelerini anlatmaya devam edeceğim.


Bu gibi yazılar ile turlara katılacak kişilere hem bir ön bilgi kaynağı, hem de devamlı girip hatırlayabilecekleri bir hatıra defteri oluşturmaya çalışıyorum. Niyetim her turdan sonra turun bıraktığı izleri ve güzel anıları paylaşmaktı ama Covid-19'dan ötürü turlara ara verdiğimiz için bu gibi bilgilendirici serilerle tekrar keyifle gezeceğimiz günlere kadar iletişimde kalmak istedim.


En yakın zamanda görüşmek dileğiyle!

Çağdaş

85 görüntüleme

MOUNTAIN AND ROADS TRAVEL

Böhmische Str. 50

12055 Berlin / Germany

Telefon +49 171 191 6930

E-mail info@mountainandroads.com

Hizmet Koşulları

 

takip edin

  • White Facebook Icon
  • White Instagram Icon
  • White YouTube Icon