İskandinavya’nın Kanayan Yarası: Sámiler

#iskandinavya #tarih #samiler #rengeyiği #azınlıkhakları


İskandinavya denince akla insani gelişmişlik endeksi, demokrasi, kadın-erkek eşitliği, Gini katsayısı gibi gelişmişliği gösteren ve ne kadar ileri olduklarını anlatan ölçümler gelir. Müthiş coğrafya, yeraltı zenginlikleri, eğitim modeli, sağlık sistemi, sosyalist belediyeler ile övünen İskandinavya yüzyıllardır “yerli halk” sorunlarıyla boğuşmakta. İskandinavya’nın kuzeyinde yaşayan Sámi toplulukları hala etnik yok olma tehditi altında hayatta kalma savaşı veriyor. Bu yazıda Sámi halkının tarihi, gelenekleri ve karşılaştıkları zorlukları incelerken İskandinav hükümetlerinin bu soruna nasıl yaklaştıklarından bahsetmek istiyorum.


Etnik sorunlar genelde Avrupa’nın kuzeyiyle ilişkilendirilmez. Kuzey Avrupa “Eski Dünya”ya nazaran daha stabil bir tarihe sahiptir. Topraklarının verimsiz olması, zorlu iklim koşulları ve coğrafi zorluklar “Dünya’nın Sonu” olarak nitelendirilen bu coğrafyanın çok tercih edilmemesine neden olmuştur. Etnik-kültürel çeşitlilik ve bu çeşitliliğin yarattığı sorunlar ılıman iklime ve tarımsal verimliliğe sahip; bu nedenle de sınırları sürekli değişen, İmparatorlukların, güçlü orduların fethetmek için hayal kurdukları coğrafyalara aittir.


Tarihte her toplumun ve merkezi yönetimin geçmişinde utanç verici olaylar vardır. Bazı toplumlar bu olaylarla daha hızlı yüzleşip çağın gerekliliklerine uyabilirken bazıları sorunu görmezden gelip, yokmuş gibi davranıp çözmek için adım atmaz veya bu gibi adımların beka sorununa neden olacağını, dış güçlerin aç kurtlar gibi beklediğini halkına empoze eder. Bakalım İskandinav hükümetleri Sámi sorununu nasıl algılamış, süreç içinde hangi adımları atmış.



Öncelikle biraz Sámilerden bahsetmek gerekiyor. Sámiler Norveç’in, İsveç’in, Finlandiya’nın ve Rusya’nın kuzey bölgelerinde yaşayan Fin-Ugor kavimleridir. Norveç’in Finnmark idari bölgesinde, İsveç’in ve Finlandiya’nın Lappland bölgelerinde, Rusya’nın da Kola Yarımadası’nda yaşarlar. Nüfuslarının 80,000-100,000 arasında olduğu tahmin ediliyor ve 60,000 kadarı Norveç’te yaşıyor. Genel geçim kaynakları kıyı balıkçılığı, hayvan postu ticareti ve hayvancılıktır. Hayvancılıkta yarı konar göçer ren geyiği yetiştiriciliği ön plana çıkar. Samilerin büyük bir bölümü tam zamanlı ren geyiği yetiştiriciliği ile uğraşmaktadır. “Lappland” Latin kökenli bir terim olduğu için Sámiler vatanlarının Lappland, kendilerinin de “Lapon” olarak nitelendirilmesini istemezler. Kendi dillerinde bu coğrafyanın adı Sápmi’dir ve burada yaşayanlara da Sámi denir.


Sámilerin anayurdu şu an Rusya sınırları içinde olan Volga Nehri’nin kuzey kıyıları ve Ural Dağı etekleridir. Dilleri Fin-Ugur Dil Topluluğu’na bağlıdır ve bu bağlamda Türkçe ile ilişkisi vardır. Fin-Ugur toplulukları milattan önce 2000 yılından başlayarak ren geyiklerinin peşinden kuzey nehir rotaları boyunca kuzeybatıya doğru ilerlemeye başlarlar. Grubun çoğunluğu Rusya-Finlandiya sınırına yerleşir ve burada ren geyiği yetiştiriciliğine devam ederler. Ufak gruplar halinde bu merkezden etraftaki coğrafyaya zaman içinde dağılmaya başlarlar. Yeni keşfettikleri soğuk, kuzey coğrafyalarda yaşamın milattan önce 10.000 civarı başladığı düşünülüyor. Buralarda avcı toplayıcı Komsalar olduğu biliniyor. Yani Sámiler buralara gelene kadar kimsenin ilgisini çekmemiş, verimsiz, soğuk bir coğrafya.



Daha sonra Cermen halkları Orta Çağ boyunca kuzeye ilerlerken şimdiki Norveç, İsveç ve Finlandiya’nın güneylerine yerleşirler. Sámiler de biraz daha ilerleyip Rusya sınırın geçtikten sonra bu ülkelerin kuzey bölgelerine kadar devam ederler. Ortaya çıkan yeni durumda güney İskandinavya’da Cermen ırkından Vikingler olarak bildiğimiz ticaret ve yağmacılıkla uğraşan denizci topluluklar; kuzeyde de ren geyiği yetiştiriciliği ile uğraşan Sámiler bulunuyordu.


Uzun yıllar boyunca bu iki farklı topluluğun birbiriyle iletişimi fazla değildi. Vikingler kuzeye gitmek istemiyor; Sámilerin de güneye inmek gibi bir amacı yoktu. Birbirleriyle alıp veremedikleri olmadığı için büyük sorun yaşamadan hayatlarına devam ettiler. Kuzeyde samiler ren geyiği ve balık yerken güneydeki Norveçliler Avrupa ile kurdukları ticaret rotaları sayesinde birçok ürüne ulaşabiliyorlardı. İskandinavya’da yetişmediği için özellikle tahıl ürünleri, çeşitli baharatlar, lüks tüketim ürünleri bu ticaret rotaları sayesinde İskandinavya’ya gelebiliyordu. Norveçliler de özellikle Lofoten Adaları’nda yaptıkları morina balığı avcılığı sayesinde dışarıdan aldıkları ürünlerin karşılığını morina balığı ve balık yağı sayesinde ödeyebiliyorlardı.


Sámiler’in yerleşim yerlerinden göçe başlamaları ilk olarak 1350’lerde bütün Avrupa’yı vuran veba salgını nedeniyle gerçekleşti. Güneyde yaşayan Cermen Norveçliler Avrupa ile sürekli ticaret halinde olduklarından bölgeye veba salgını taşınmıştı. Güneydeki nüfusun büyük çoğunluğu vebaya kurban verildi. Tarlaların, çiftliklerin %60-70’i sahipsiz kaldı. Güney ile ve Avrupa’nın geri kalanı ile yakın ilişkide olmayıp kendi halinde yaşayan Sámiler bu salgından neredeyse hiç etkilenmediler. Güneydeki veba salgını sonucu Norveç’in ana gelir kaynağı balıkçılık büyük sekteye uğradı. Bundan dolayı kuzeydeki Sámiler Lofoten Adaları’na gelip balıkçılık yapmaları için teşvikler verildi. Birçok Sámi biraz daha güneye inip burada balıkçılık ile uğraşmaya başladılar. Böylece Sámiler “Deniz Sámileri” ve “Dağ Sámileri” olmak üzere iki gruba ayrılmış oldu. Günümüzde Dağ Sámileri’nin oranı sadece %10’a kadar düşmüştür.



1635’te İsveç’in kuzeyinde bulunan gümüş madenlerinde karın tokluğu pahasına çalıştırmak için iş gücü aramaya başladılar ve hemen akıllara burada yaşayan ilkel Sámiler geldi. Çalışma kampı koşullarında özgürlükleri ellerinden alınmaya başlanan Sámiler bölgeden göç etmeye başladı ve İsveç Sámi nüfusu bu nedenle azalmaya başladı.


18. ve 19. yüzyıla gelindiğinde güçlenen ve merkezileşen Norveç ve İsveç Krallıkları kuzey bölgeleri egemenliklerini güçlendirmek isteyince asimilasyon politikaları başlamış oldu. Sámileri kuzeyde yaşayan ilkel, pagan topluluklar olarak görüyorlardı ve bu “yabani” toplulukların medenileştirilmesi ve Hristiyanlaştırılması gerekiyordu. 1889 yılında zorunlu 7 yıllık eğitim başladı. O zamana kadar ren geyiklerinin ritmine uyarak açık, uçsuz bucaksız coğrafyada, şaman hikayelerle, masallarla büyüyen çocuklar okullarda didaktik eğitim modeliyle tanıştı ve kültürleri silinmeye başladı. Okullarda Sámi dili kesinlikle yasaktı. Birçok çocuk zorla misyoner hareketin kurbanı oldu. Yatılı din okullarına gönderildiler.

Bu konuyu işleyen 2016 yapımı "Sami Blood" isimli filmden bir kare

Aynı dönemlerde güneyde yaşayan “Ari” kişiler kuzeye yerleşmeleri karşılığında teşviklere boğuldular. Askerlikten muafiyet, arazi ve su hakkı, vergi indirimi gibi birçok teşvik verdiler ve böylece bölgedeki Sámi etkinliği kırılmaya çalışıldı.

En yıkıcısı 1900-1940 arası Norveç’in Sámi kültürünü silmek için büyük para ve güç harcamasıyla oldu. Çıkarılan yasalar ile tarım arazilerinin kullanılması, alınıp satılabilmesi için Norveççe bilmek ve Norveç ismine sahip olma şartları arandı. 1913’te en verimli araziler “Ari” halka verildi. Sámilerin büyük çoğunluğu isimlerini değiştirdi, Norveççe öğrenmeye başladı. Böylece Sámice bilen insan sayısı çok hızlı bir şekilde azalmaya başladı.

Diğer büyük yıkıcı olaylar silsilesi İkinci Dünya Savaşı boyunca gerçekleşti. İskandinavya’yı hızla işgal eden Almanya savaşın aleyhlerine dönmesinden sonra geri çekilirken uyguladığı, “Yakıp Yıkma Taktiği” nedeniyle Sámilerin kültürel ve dinsel merkezleri, çadırları, hayvanları, sınırlı tarım arazileri ve ren geyiği otlakları büyük zararlar gördü.

Savaş bittikten sonra ortam biraz rahatladı. Sámilere olan baskılar azalmaya başladı. Fakat bu sefer de yerleşik oldukları ülkelerde çıkan madenler ve refah seviyelerinin hızla yükselmesi nedeniyle binlerce yıldır yaşadıkları coğrafyada ekonomik gelişmenin getirdiği tehditlere maruz kalmaya başladılar.



Örneğin; Norveçin kuzeyinde yeralan Alta şehrinde 1979 yılında inşa edilecek olan hidroelektrik santrali gerilimi artırdı. Bölgenin madenler açısından çok zengin olması da başka bir tehdit unsuru. Buradan ciddi şekilde gümüş, demir ve petrol çıkarılıyor. Kurulan baraj, santral, maden, vs gibi yapılar Sámi kültürüne zarar veriyor. Bu yapılar için inşa edilen yollar Sámilerin otlaklarını ve su kaynaklarını olumsuz yönde etkiliyor. Kuzeydeki petrol boru hatlarından sızan petrol geleneksel balıkçılığa büyük zararlar veriyor. Ren geyiklerinin binlerce yıldır kullandıkları rotaları değiştirmeleri gerekiyor.


Sámiler genellikle köy sınırlarını iki nehir arasında kalacak şekilde belirliyorlar. Bu sayede serbest şekilde arazide yaşayan ren geyiklerinin diğer köylerin ve ailelerin geyikleriyle karışması engelleniyor. Sámilerin ren geyikleri ile müthiş güçlü bağları var. Binlerce yıldır ana geçim ve yaşam kaynakları ren geyikleri. Onlara dair o kadar çok hikaye ve inanış var ki; kültürel ve dini yaşamın tam ortasında yer alıyor bu canlılar. Bu nedenle ren geyiklerine çok fazla önem yükleniyor. Örneğin yeni doğan bir Sámiye yine yeni doğmuş bir ren geyiği hediye ediliyor. Yavru ren geyikleri arazide dolaşırken her zaman annelerinin izinden gidiyorlar. Bu rotayı hiçbir zaman unutmuyorlar. Bu sayede ren geyiklerinin peşinden giden bir Sámi de aynı zamanda annesinin, anneannesinin ve büyük büyük anneannesinin adımlarını takip etmiş oluyor. Bu güçlü duygusal bağın bir elektrik santrali, rüzgar türbini ya da bir maden ile bozulmasını istemiyorlar. Hele ki bu kurulan altyapıların bölge halkına hiçbir faydası bulunmazken.


Bu gibi projelerde söz hakkı sahibi olabilmeleri için Sámiler 1986 yılında bayraklarını ve milli marşlarını oluşturdular. 1989’da ilk Sámi milletvekili meclise girdi. Yaşadıkları bölgede kendi meclislerini kurdular ve Norveç’te 2005’te Sámi Meclisi’ne kendi bölgelerinde sınırlı da olsa karar alma hakları tanındı.


Finnmark’ta yaşayan Sámiler kendi meclisleri vasıtasıyla yaşadıkları eyaletin seçimlerine %50 oranında etki edebiliyorlar. Geleneksel olarak ren geyiği yetiştiricili Sámilere ait olduğu için başkalarının ren geyiği ile uğraşmasını yasaklatan bir dizi karar çıkarabildiler. Su kaynaklarının kullanılması, ağaç kesiminin kontrollü yapılması, kaçak avcılıkla savaşma gibi birçok konuya eğiliyorlar ve aktif siyaset yapıyorlar. Örneğin; Kuzey Finlandiya’da ciddi ağaç kesimi yapılıyor. Ren geyiklerinin tek yiyeceği olan yosun benzeri likenler kışın arazi karla kaplı iken yaşlı ağaçların gövdelerinde bitiyor. Kışın ren geyikleri bu sayede gıdadan mahrum kalmıyorlar. Fakat bu ağaçların kesilmesi demek ren geyiklerinin yiyecek bulamayıp açlıktan ölmesi anlamına geliyor.

Bir diğer örnek İsveç’in Pitea bölgesinde kurulması kararlaştırılan dünyanın en büyük rüzgar türbini tarlası. Projeye göre 1.000 adet türbin inşa edilecek. Sámilerin bu projeye de güçlü şekilde karşı çıkması sayesinde İsveç hükümeti Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığı Komitesi ve İnsan Hakları Komitesi’nden ciddi uyarılar almıştır.

Sámi kültürünü ve doğasını tehdit eden bir başka konu da NATO’nun kuzeyde yaptığı tatbikatlar ve bomba denemeleri. Geri dönülemez şekilde suya, toprağa, bölgede yaşayan canlılara ve atmosfere verdiği zararlardan dolayı bu gibi denemelerin acilen yasaklanmasını talep ediyorlar.


Sámiler bu coğrafyaya gelip yerleştiklerinde ülke sınırları denen şeyler yoktu. Yarı göçebe şekilde binlerce yıl burayı vatan bellediler. Uçsuz bucaksız arazileri verimsiz olduğu için kimsenin umrunda değildi. Sonradan sınırlar çizilince ren geyiklerinin yüzlerce yıldır izledikleri rotaları değiştirmeye başladılar. Daha sonra merkezi eğitim ve ekonomi sistemleri yürürlüğe girince hayat tarzlarını bu yeni karşılaştıkları modele uydurmaya zorlandılar. Yani "medenileşmek" zorunda kaldılar.

Günümüzde İsveç, Norveç ve Danimarka dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında. Bu ülkeler ne kadar sosyal devlet anlayışına sahip olsalar da temel prensip "ekonomiye ve topluma katkı" üzerine oluşturulmuştur. Sámiler bu gelişmiş ekonomide yer almadıkları için de "topluma fayda sağlamayan" topluluk olarak görülmüşlerdir. Dönem dönem Sámilerin ren geyikleri ülke sınırlarını geçip otladıkları için iki-üç farklı ülkeye aynı anda vergi ödedikleri bile olmasına rağmen yaşam alanları gittikçe daha da sınırlandırılır hale gelmiştir.


Özellikle yeni yapılan yollarda araçların çarpması ve sırf Sámilere zarar vermek için kaçak avlanan aşırı sağcılar ren geyiği popülasyonuna ciddi etkide bulunuyor. İnternet ve dış dünya ile tanışan genç nesil geleneklerine sırt çeviriyor ve ailelerini beğenmez hale geliyor. Her yıl daha fazla genç bölgesini terkediyor ve umudunu güneydeki büyük şehirlerde arıyor. Oldukça meşakkatli ren geyiği yetiştiriciliği ile uğraşmak istemeyen birçok insan hizmet sektöründe en az gelir getiren işleri yapmaya başlıyorlar. Özellikle kuzey Norveç'te neredeyse bütün kat hizmetleri görevlileri Sámilerden oluşuyor. Yıllarca süren asimilasyon politikaları nedeniyle dillerini unutan, isimlerini de değiştiren Sámilerin sayısı günden güne azalıyor.


Lappland turları gerçekleştiren birçok tur firması da bu kültüre verilen zarara destek oluyor. Otantik Sámi hayatı diye insanlara gerçeği hiç yansıtmayan aktiviteler sunuluyor. Sámi el işçiliği diye satılan birçok hediyelik eşya Çin yapımı plastiklerden oluşuyor. Yerel kıyafetlerin bile bölge halkının gelenekleri ile çoğu zaman hiçbir bağlantısı bulunmuyor. Finlandiya'nın kuzeyinde bu durum özellikle büyük sorun olmaya başlamış durumda. Lunapark gibi beşer dakika ren geyiğine bindiğiniz turlar düzenleniyor. Daha birçok örnek verilebilir ama bu eleştiri de başka bir yazıya kalsın.


Son olarak; gezdiğimiz bölgelerde yaşayan yerli halkın hassasiyetlerine önem göstermek, onların farkına varmak, bazen seslerini duyurmalarına yardımcı olmak, bazen de düşünüp gördüklerimizden nasıl ders çıkabiliriz diye düşünmek de konunun bize düşen kısmı olsun.


"Hadi git sevgili arkadaşım. Artık özgürsün. Bir daha birbirimizi bulana kadar kendine dikkat et."

124 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

MOUNTAIN AND ROADS TRAVEL

Böhmische Str. 50

12055 Berlin / Germany

Telefon +49 171 191 6930

info@mountainandroads.com

Hizmet Koşulları

 

takip edin

  • White Facebook Icon
  • White Instagram Icon
  • White YouTube Icon